Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
Görünmeyen komşularımız CİNLER
Köşe Yazısı Tarihi : 10-07-2011       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )
Cin kelimesi cenn kökűnden gelir ve sözlűkte örtűnmek, gizli kalmak demektir. Bu kelimenin tekili ise « cinnî »dir ve « örtűlű ve gizli şey » anlamına gelir.
Terim olarak ise, « duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve irâdeye sahip bulunan, ilâhî emirlere uymakla yűkűmlű tutulan ve hem mű’min ve hem de kâfir gruplardan oluşan varlık tűrű » anlamına gelir. Farsçada ‘peri’ kelimesiyle ifade edilir. Batı dillerinde « génie veya diable ve démon » kelimeleri kullanılır.
Tarihteki çeşitli kavimlerde ; Asurlular,Bâbilliler, eski Yunanlılar, eski Slavlar,Çinliler, Japonlar ve Hintliler’de …de cin’in varlığına inanılmıştır. Islam öncesi Tűrklerde ise dűnyanın iyi ve kötű ruhlarla dolu olduğuna inanılırdı. Yahudilikte ve Hristiyanlıkta da cin inancı vardır.
İslâm dininde ise, Kur’an-ı Kerim’de 72. Sûrenin adı “Cin Sûresi”dir ve 28 âyetten meydana gelmiştir. Cinlerin Kur’an dinleyip hidâyete geldiklerini anlattığından dolayı sûre bu ismi almıştır.Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Tâif’e gitmiş ve orada çirkin hareketlerle karşılaşmıştı. Oradan dönűşű sırasında nâzil olan bu sûre ile Yűce Rabb’imiz yalnız insanların değil, cinlerin de Kur’ân’a tâbî olduklarını bildirmiş ve Peygamberimizi teselli etmiştir.
Hazret-i Peygamberin Tâif dönűşűnde Batn-ı Nahle denilen yerde sabah namazı kıldırırken cinlerden bir grup Kur’ân’ı duymuşlar, dinlemişler ve kendi toplumlarına varınca da duyduklarını anlatmışlardır. Tefsirler, bu sırada Hazret-i Peygamberin onları görmediğini, durumun daha sonra bu âyetlerle kendisine bildirilmiş olduğunu belirtmektedir.
Cin sûresinin ilk iki âyetinin anlamı şu şekildedir : « Bismillâhirrahmânirrahîm. 1-2: (Rasûlűm !) De ki:Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’ân’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde gűzel bir Kur’an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabb’imize aslâ ortak koşmayacağız.”
Kur’ân-ı Kerimde 32 yerde cinlerden bahsedilmiştir. Bunlar 22 yerde CİNN, 5 yerde CÂNN, 5 yerde de CİNNET olarak geçmektedir. Kehf sûresinin 50. âyetinde de Âdem’e secde etmeyen Iblis’in de cinlerden olduğu bildirilmektedir.
Cinlerin varlığı Kur’an’da açıkça zikredilmiş olduğundan varlıklarına inanmak zorunludur. Inkâr edilmesi ise Kur’ân’ın inkârı anlamına geleceği için dinden çıkmayı gerektirir. Bundan dolayı cinlerin varlığına inanmak inancımızın bir gereğidir. Diğer yandan tabiatta nice olaylar ve varlıklar vardır ki biz göremeyiz: ağrı,sızı,sevgi, nefret, korku, akıl, rűzgâr vs... gibi.
Şu halde dűnyâdaki canlılar ana maddelerine göre 3 gruptur: 1-Topraktan yaratılan insanlar, hayvanlar ve bitkiler. 2-Dumansız ateşten yaratılan cinler “Hicr sûresi: 27. âyeti”. 3- ve nurdan (ışıktan) yaratılan melekler dir.
Bunlardan insan ve hayvanlar ana maddesi toprak olduğu için, toprak ta görülebilen ve dokunulabilan bir madde olduğu için görünür ve dokunulur varlıklardır. Melekler ve cinler ise ana maddeleri gibi görünmezler. Zira ışığın kendisini değil onun aydınlattığı maddeleri, molekűlleri görüyoruz.
Cinlerin dedesi olan iblis, insanlardan daha önce yaratılmıştır. Hazreti Âdem yaratıldıktan sonra Allah’ın (c.c.) bűtűn meleklere ve iblise; Âdem’e secde edin emrini reddederek Allah’a ebedî olarak âsî olmuştur.
Cinler ve melekler maddelerin içine nüfuz edebilecek özlliktedirler. Böylece insan zihnine nüfuz ederek onu yanıltma veya doğru yola yöneltme gücüne sahiptirler.
Cinler aynen insan toplulukları gibidirler: Yerler-içerler, doğarlar-ölürler, evlenirler-çoğalırlar-boşanırlar, Beslenmeleri tercih edilen görüşe göre kendilerine özgü bir tarzdadır. Bazılarına göre ise yemek kokuları,yemek artıklrı, kemik ve hayvan dışkıları ile beslenirler. Bazı kaynaklar cinlerin insan ve bazı hayvanların, özellikle de yılan,kedi, köpek,ve inek şekline girebildiklerini , dünyanın çeşitli bölgelerinde özellikle dağlık bölgelerde, harabelerde, denizlerde, çöplüklerde,çöllerde ve mezarlıklarda yaşadıklarını kaydeder. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Onlara da peygamberler gönderilmiştir. Ancak bu peygamberlerin kendi cinslerinden mi,yoksa meleklerden mi veya insanlardan mı olduğu hakkında islâm âlimleri arasında değişik görüşler vardır. Âlimlerin çoğunluğu, insana gönderilen peygamberlerin aynı zamanda cinlerin de peygamberi olduğu şeklindedir. Fakat Kur’ân-ı Kerimde çeşitli milletlere gönderilen peygamberlerin kendi içlerinden seçildiği ve kendi dillerini konuştuğu önemle vurgulandığına ; (Bakara sûresi 129-151 ve İbrâhim sûresi 4. âyetleri), ve En’âm sûresi 130. âyetinde “ Ey cin ve insan toplulukları ! Size içinizden peygamberler gelmedi mi?” âyetine bakarak cinlere gönderilen peygamberlerin de kendi türlerinden olduğu şeklindeki görüşü tercih etmek mümkündür. Hz. Muhammed’in cinlere de gönderilmiş bir peygamber olduğu için “Rasûlü’s-Sekaleyn” unvânını alması ve özellikle Cin sûresinde görüldüğü gibi peygamberliğinin cinleri de kapsaması, O’na has bir meziyet olarak düşünülebilir. Cinler zekâ yönünden insanlardan çok geridirler. 900-1000 yıla kadar hattâ daha fazla yaşayabilirler.İslâm âlimlerine göre cinler mutlak gaybı bilmemekle birlikte uzun süre yaşadıkları ve meleklerden haber sızdırabildikleri için insanların bilemediği bazı hususları öğrenmeleri mümkündür. (Avrupalıların “reenkar nasyon” dedikleri ve geçmişteki birisinin ruhunun yeni doğan birine geçmesi ve bu yeni kişinin, ruhunu aldığı kişi hakkında bilgiler vermesi işinin, bu uzun ömürden faydalanan cinlerin o insanı aldatması olarak düşünüyorum). Cinlerin inanmayanlarına şeytan denir. Nâs sûresinde belirtildiği gibi insanların da şeytan olanları vardır. Şeytan kötülüğün sembolüdür. Cinler de bu dünyada yaptıklarından sorumlu tutulacaklar, cennetle mükâfat veya cehennemle cezalandırılacaklardır. Peygamberimiz hem insanlara, hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiştir.
İnsanların cinleri görüp göremeyecekleri hususu tartışmalıdır. İbn-i Abbas’a atfedilen bir rivayeti delil kabul edenlere göre Hz. Peygamber bile cinleri görmemiş, İbn-i Mes’ud’a atfedilen rivayete göre ise Rasul-i Ekrem Cinleri görmüş ve onlarla beraber bulunmuştur. Şâfiî’nin, cin gördüğünü söyleyen birine ta’zir cezasının uygulanması gerektiğini söylediği, bazı hadisçilerin de böyle bir iddia sahibinin doğruluk sıfatını kaybettiğine hükmettikleri nakledilir. Ehl-i sünnet âlimlerine göre insanlarla cinlerin birbirlerine tesir etmeleri mümkündür. Zira Kur’an’da Bakara sûresinin 2/275. âyetinde fâiz yiyenlerin kıyâmet gününde şeytanın çarptığı kimselerin kalkışı gibi kalkacakları belirtilmiş, Buhârî’den rivayet edilen bir hadiste de şeytanın insan bedeninde kanın dolaştığı gibi dolaştığı bildirilmiştir. Hz. Peygamber cinlerin insanlar üzerindeki etkilerinden kurtulmak ve onları tesirsiz hale getirmek için Felâk ve Nâs sûrelerinin, Âyet-el Kürsî’ ve Bakara sûresinden bazı âyetlerin okunmasını tavsiye etmesi, insanların kendilerini cinlere karşı savunabilecekleri şeklinde yorumlanmıştır. Bâzı âlimler de cinlerin insanlara sadece vesvese vererek etkili olabileceklerini kabul etmişlerdir. Bunların bir kısmı da cinlerin sihir ve büyü alanında kullanılabileceğini ileri sürmüşlerdir.
Kaynak: İslam Ansiklopedisi, Tűrkiye Diyanet Vakfı yayınları, 8. cilt
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları