Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
İSLAM’DA İLK HALİFE SEÇİMİ NASIL YAPILDI -1-
Köşe Yazısı Tarihi : 04-03-2012       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )
İSLAM’DA İLK HALİFE SEÇİMİ NASIL YAPILDI - 1 -

İlk halife Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) ın nasıl ve niçin halife seçildiğinin daha iyi anlașılabilmesi için konunun ; 1- Rasûlüllah (sav) in vefâtı , 2- Hz. Ebû Bekir (r.a.) ın halifeliğe seçilmesi olarak iki bölüm halinde incelenmesi daha uygun olacaktır. Bilindiği üzere Hz Peygamber (s.a.v.) vefatından önce yerini kimin dolduracağı hususunda bir açıklamada bulunmamıștı. Ancak bazı söz ve davranıșları, Hz. Ebû Bekir’i ișaret ediyordu.

I – HAZRET-İ PEYGAMBER’İN VEFATI :

Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.v.) e Vedâ Haccı esnâsında, Arafat’da vakfede iken, güneș batmadan önce nâzil olan ve ( El yevme ekmeltü leküm dîneküm… diye bașlayan ; « Bu gün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nîmetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı (verip ondan) hoșnut oldum » anlamındaki âyet-i kerîme nazil olunca, hem kendisi hem de ashabından Hazret-i Ebû Bekir gibi bazıları, artık peygamberlik görevinin tamamlandığını ve âhirete intikal vaktinin yaklaștığını anlamıșlardı. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) bu ayetin nüzûlünden sonra 81 veya 82 gün yașamıștır. Ancak bu âyet en son inen âyet değildir. Kendisi Medîne’ye dönünce « Kelâle » âyeti nazil olmuștur ki bu âyetin inișinden itibaren de 50 gün daha yașamıștır.

Rasûlüllah (s.a.v.) Mûte șehitlerinin intikamını almak ve Șam ticaret yolunu açık tutmak için, Mûte șehidi ve evlâtlığı Zeyd İbn-i Hârise’nin 18 yașındaki oğlu Üsâme komutasında 40.000 kișilik bir ordu hazırladı. Bu orduda ; Ebû Bekir, Ömer, Ösman, Ali (r.a.hüm) ve ashabın diğer ileri gelenleri de görev almıștı. Rasûlüllah biraz hasta olmasına rağmen orduya geldi ve Sancağı genç komutan Üsâme’ye teslim etti, nasıl davranması gerektiği hakkında tavsiyelerde bulundu. Ordu Cürûf denilen yerde toplandı. Sancağı verip orduyu selâmetledikten bir gün sonra Safer ayının 18 ve 19. Günleri hastalığı șiddetlendi. Bunun üzerine ordu mensupları da bir süre daha Cürûfta beklemenin daha uygun olacağına karar verdiler. Böylece Rasûlüllah (s.a.v) vefat ettiğinde, Üsâme komutasındaki ordu Medine yakınında Cürûf’da beklemekteydi. (Vefatı sırasında orduyu hazır tutarak büyük bir komutanın ileri görüșlülüğü burada görülmektedir)

Yüce Peygamber (s.a.v.) Hicretin on birinci yılı Safer ayının on sekizini on dokuzuna bağlayan çarșamba gecesi Medîne yakınındaki BÂKÎ mezarlığına giderek orada yatanlara dua etmiș ve « inșâallah yakında biz de sizin aranızda olacağız » demiști. İște buradan dönüșünde eși Hz. Meymûnenin evine geldi. Mizâçında bir değișiklik hissetti. Hummâ hastalığına yakalanmıștı. (Bu hastalık grip benzeri bir tablodan, ağır karaciğer hastalığı ve kanamalı ateşe kadar geniş bir hastalık tablosuna yol açabilen ve virüslerle bulașan bir hastalıktır). Bu tarihten sonra hummâ nöbetleri sık gelmeye bașladı, kendisini rahatsız ediyordu. Elden geldiğince kendisine ihtimam gösteriliyordu. Altmıș üç yașındaydı. ( Bazı kayıtlarda, Safer ayının 28 ve 29. Günlerinde hastalandığı, hastalığının on üç gün sürdüğü ve Rabîu’l-evvel ayının on ikinci Pazartesi günü öğleden sonra vefat ettiği bildirilmektedir ki bu konudaki meșhur rivâyet de budur.)

Hz. Peygamber mûtadı üzere her gece bir zevcesinin yanında kalıyordu. Hastalığı ağırlașınca diğer zevceleri, O’nun Hazreti Âișe’nin yanında devamlı kalmasına izin verdiler. Tâkati kalmadığından, Hz.Ali ve Hz. Fadl ibni Abbas’ın omuzlarına dayanarak Hz. Âișe’nin evine geldi ve vefâtına kadar orada kaldı. Bir gün âilesine șehrin yedi ayrı kuyusundan alınan yedi ayrı su getirmelerini ve bașını bu su ile yıkamalarını söyledi. O zaman âdet olan bu ișlem iyi geldi ve mescide gidebildi. Ibn-i Hișam’ın naklettiğine göre namazdan sonra bir hutbe okudu. Bu hutbenin sonunda;” –....Bakınız, mescidin avlusuna kapıları açılan bunca ev var. Hepsini kapayınız, yalnız Ebû Bekir’inki kalsın; zira dâvama O’ndan daha faydalı kimseyi tanımadım. Gerçekten insanlar arasında tek bir dost edinecek olsaydım bu Ebû Bekir olurdu.Allah bizi yanında bulușturuncaya kadar, o benim sahâbîm ve iman kardeșimdir....”

Ertesi gün durumu fenâlaștı ve birkaç gün devam eden koma haline girdi.

Hastalığının bașlangıcında Rasûlülla (s.a.v.) namaz kıldırmak için mescid-i Nebevi’ye devam ediyordu. Daha sonra gidemeyecek hale gelince Ebû Bekir (r.a.) in namaz kıldırmasını söyledi. Ebu Bekir aranıp bulunamayınca haberci, Ömer’e namazı kıldırmasını söyledi. Ömer’in sesini odasından duyan Hz. Peygamber; “Hayır, Ebû Bekir benim yerimi almalıdır” dedi. Ebu Bekir’i tekrar aramaya gittiler. O tarihten itibaren Peygamberimizin irtihaline (vefatına) kadar bütün namazları Hz. Ebu Bekir kıldırdı.

Rasûlüllah’ın hastalığı bazen artıyor bazan da hafifliyordu.Irtihal ettiği Pazartesi günü biraz iyileșir gibi olmuștu. Sabah olunca bulunduğu odanın perdesini kaldırdı ve mescide baktı. Ashâbının saflar hâlinde namaz kılmakta olduğunu görünce çok sevindi, hattâ sesi duyulacak șekilde tebessüm etti. Bu sevincin verdiği güçle Mescide geçti. Hz. Ebu Bekir sabah namazını kıldırıyordu. O’nun geldiğini görünce geriye cemaatin arasına çekilmek istedi.Rasûlülla (s.a.v.) eliyle ișaret ederek devam etmesini bildirdikten sonra onun yanında oturduğu yerden ona uyup cemaatle namazını kıldı. Böylece onun hastalığını hafiflemiș gören ashab çok sevindi. Hz. Ebu Bekir de Medine dıșındaki Sunh’daki ailesini görmeye gitmek için izin aldı. ( Birkaç saat sonra ise izin alıp ayrıldığı için çok üzülmüștür. Zira Peygamber’in vefâtı ânında onun yanında bulunamamıștır.)

Öğleye doğru Rasûlüllah’ın hastalığı șiddetlendi. Sık sık bayılmaya bașladı. Konușamıyor,yemek yemek veya bir șey içmek için dahi ağzını açamıyordu. O’nun bu hâlini gören kızı Hazret-i Fâtıma bazı ifadelerle üzüntüsünü belirtiyordu. Bunu gören Rasûlülla (a.s.) onu teselli ederek: “-Kızım baban bu günden sonra hiç ızdırap çekmeyecek” buyurarak en sevdiği Yüce Rabb’ına kavușma gününün geldiğini haber verdi. Bu sırada kayın Ebû Bekir (r.a.) in oğlu olan kayınbiraderi Abdurrrahmân elinde bir misvak ile odaya girdi. Peygamberimiz, bașı Hz. Âișe’nin göğsü üzerinde olduğu halde yan tarafı üzerinde yatıyordu. Rasûlüllah’ın arzu ile misvaka baktığını görünce dișlerini o misvakla fırçalayarak memnu olmasını sağladı. Rasûlüllah’ın yanında bir su çanağı vardı. Ara sıra elini bu su çanağına batırıyor ve yüzünü ıslatıyordu.Bazan yüzünü örtüyor, bazen de örtüyü kaldırıyordu. Bu arada “...Yâ Rabb ! ölüm sarsıntılarında bana yardım et...” diyordu.Mübârek yüzleri bâzen sararıyor, bâzen de kızarıyordu.

Nihâyet nefesi daraldı, hareketleri ağırlaștı. Ellerini yukarı kaldırıp ûç kere mübârek parmeğıyla semâya doğru ișâret ederek ; “REFÎK-İ A’L’ya” dedi ve mübârek eli düștü. Gözleri açık olarak tavana dikili kaldı. Mübârek rûhu “Refîk-i a’lâ’ya, pek müștak olduğu Allah’ına kavuștu.

Böylece Sevgili peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) hicretin on birinci yılı, Rabîu’l-evvel ayının birinci Pazartesi günü (bu husustaki meșhur olan rivâyete göre de) on ikinci Pazartesi günü (mîlâdî takvime göre ise 8 Haziran 632 yılı Pazartesi günü ) öğleden sonra vefat etti. Vefat ettiğinde kamêrî ay hesabına göre atmıș üç yașında idi. Allah hepimize O’nun sancağı altında hașrolmayı nasîp eylesin. Âmin !

Not: Gelecek yazımızı Hazret-i Ebû Bekir’in Halife seçilișine ayıracağız.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Çok kıymetli,değerli kardeşim.Yaban ellerden de olsa yazılarınla aynı sitede buluşup muhabbetleşmek ne kadar mutlu ediyor bizleri.Allah cümlemize sağlık,yüreklerimize vatan sevgisi verirken yolumuzdan ayırmasın.
Fahr-i Kainat Efendimiz(s.a.v)yürüyeceğimiz yolu gösterirken şu müjdeyi vermiş:
''İlim öğrenen ve bu ilmin gereğini yerine getiren,Allah Teala'nın yaratıklarına karşı şevkat ve merhamet gösteren,yardımda bulunan ve hepsine ilaveten diline hakim olup başkalarının kalbini boş yere kırmaktan kaçınanlar ahiret saadetine erecek kimselerdir.'' Ne mutlu o kimselere.
Evet kardeşim,bir dörtlükle vedalaşalım.
Bir yalancı rüya gibi gelip geçiyor hayat.
Zannediyorsun ama alamıyorsun bir tat.
Doğru yolda yürüdüğünü sanıyorsun fakat.
İnan ki bu gidişle hepimizin sonu sakat.
Yaradanım biz günahkar kullarını bağışlasın.
Şeyh Sadi Şirazi(k.s)ne söyler:
''Dünyanın yedi iklimini yaratan Allah,herkese layık olduğu şeyi vermiştir.Kedinin kanadı olsaydı,serçenin soyu tükenirdi.'' ( 05-03-2012 / 10:01:14 )

Dede Cihan
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları