Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
İSLAM’DA İLK HALİFE SEÇİMİ NASIL YAPILDI - 2 –
Köşe Yazısı Tarihi : 27-03-2012       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )
İSLAM’DA İLK HALİFE SEÇİMİ NASIL YAPILDI - 2 –
Önceki yazımda, bir sonraki yazımızı Hz . Ebû Bekir (r.a.) ın halife seçilmesine ayıracağımı belirtmiștim ama, konuyu özet olarak geçiștirmeye gönlüm razı olmadı. Bundan dolayı bu yazımı Rasûlüllah (s.a.s.) in toprağa verilmesine ayırdım.
HAZRET-İ PEYGAMBER’İN TECHİZ VE TEKFİNİ
Hazret-i Peygamber’in vefatı Medine’de büyük yankı uyandırdı. Ashab-ı Kirâm üzüntüden ne yapacağını bilemez haldeydi. Ordu komutanı Hz. Üsame’nin annesi Ümmü Eymen, Rasûlüllah’ta ölüm alâmetleri belirince oğluna haber gönderdi. O da ashabın bazı ilerigelenleri ile Mescide geldi. Herkes șașkın haldeydi. Münâfıklar yine rollerini oynuyorlardı ve « eğer Muhammed gerçekten peygamber olsaydı ölmezdi » șeklinde dedikoduya bașlamıșlardı. Bunun üzerine Hazreti Ömer, bu üzüntü etkisiyle kılıcını çekmiș, « Rasûlüllah ölmemiștir. Kim öldü derse kellesini koparırım. O ölmedi, tıpkı Hz. Mûsâ’nın gitmesi gibi tekrar ümmeti arasına dönüp gelecek ve kıyâmet gününe kedar müslümanların bașında bulunacaktır » diyordu.
Bu arada Medine dıșındaki evine gitmiș olan Hz. Ebû Bekir de vefat haberini alır almaz hemen geldi ve müslümanların bu șașkın halini görerek hiçbir șey demeden doğrudan Hazreti Âișe vâlidemizin odasına girdi. Rasûlüllah’ın yüzüne örtülmüș olan bezi açarak ruhunu teslim etmiș olduğunu gördü. Mübârek cesedi lâtîf ve nezîh halde, nur gibi yatıyordu. Diğer kimselerin cesedinden çok farklı idi. « Ah ! ölümün de hayatın gibi güzel Yâ Rasûlellah » diyerek alnından öptü ve mübârek yüzünü tekrar örterek ehl-i beytine ta’ziyede bulunduktan sonra dıșarıya çıktı. Hazreti Ömer’e dönerek « - Yâ Ömer telaș etme, Rasûlüllah ölmüștür » dedi ve Enbiyâ sûresinin 34. âyetini okudu : « Biz senden önce de hiçbir insana (dünyâda) ebedîlik vermedik. Șimdi sen ölürsen sanki onlar bâkî mi kalacaklar ? » Fakat Ömer onu dinlemedi. Hz. Ebû Bekir minbere çıktı ve bir hutbe irad etmeye bașladı. Herkes onun sözlerine kulak verdi, Ömer de sakinlemek zorunda kaldı.
Ebû Bekir her zaman olduğu gibi Allah’a hamd-ü senâ ve Rasûlüne salâvattan sonra șöyle hitab etti : « -Ey insanlar ! Kim ki Muhammed (a.s.) a tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed (a.s.) ölmüştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki, Allah Hayy’dır, ölümsüzdür.”
Sonra da şu âyet-i kerimeyi okudu:
« (Habîbim) muhakkak sen de öleceksin, onlar da (müșrikler de) ölecektir. (Zûmer sû. âyet 30)
“Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. O halde șimdi O, ölür veya öldürülürse ökçelerinizin üstünde (gerisin geri) mi döneceksiniz? Kim geri dönerse elbette Allah’a en küçük bir zarar vermiş olamaz. Fakat şükredenlere Allah mükâfatını verecektir.”(Âli İmrân,âyet 144)
Bu âyet-i kerime, Uhud Muharebesinde, “Muhammed öldürüldü” şâyiası üzerine nazil olmuştu. Ashab onu belki yüzlerce, binlerce defa okumuş oldukları halde, o andaki teessür sebebiyle bir anda unutuvermişlerdi sanki !
İşte, yalnız metanetini muhafaza eden Hz. Ebû Bekir bunu unutmamış ve Ashaba hatırlatmakla en büyük hizmeti ve vazifeyi ifâ etmiş oluyordu
Bu hitabe ve bu âyet-i kerimeyi hatırlamaları üzerine Sahabîler kendilerine geldiler. Bir anda toparlandılar ve şaşkınlıklarını üzerlerinden attılar. Hazreti Ömer de bu âyeti ișitince aklı bașına geldi ve Rasûlüllah’ın (s.a.v.) vefat ettiğine inandı.
Bu sırada Üsâme (r.a.)ın ordusundaki askerler de Medine’ye gelip Mescid-i Nebî önünde toplandı. Ordunun sancakdârı Hazreti Büreyde ordu sancağını Rasûlüllah’ın kapısı önüne dikti, Hazreti Ebû Bekir’in halife seçilmesine kadar da burada kaldı. Böyle bir hareket, öleceğini anlayan ileri görüșlü bir devlet bașkanının her ihtimâle karșı hazırlıklı bulundurduğu bir ordunun tedbiri idi.
Hazret-i Ebû Bekir halife seçilip halk kendisine bîat edince de , sancağı buradan alarak ordu kumandanı olan Usâme (r.a.)ın evinin önüne diktirdi. Ordu sefere çıkıncaya kadar burada dikili kaldı.
Yüreklerin yanık, gözlerin yașlı olduğu bu hüzün havası içinde bazı ișlerin de yapılması gerekiyordu. Bunun için Hazret-i Ali ve Hazret-i Abbas ile Ehl-i Beyt göz yașları içinde Rasûlüllah (s.a.v.) in teçhiz ve tekfin ișleriyle meșgul oluyorlardı.
Rasûlüllah (s.a.s.) Pazartesi günü öğleden sonra vefat etti. Teçhiz ve tekfin ișlemi Salı günü yapıldı. Salıyı çarșambaya bağlayan gecenin yarısında ancak toprağa verilebildi. Teçhiz ve tekfin ișini Hazret-i Ali, Hz. Abbâs, Hz. Abbas’ın iki oğlu Fadl ve Kusem, Usâme ibni Zeyd, Rasûlüllah’ın âzadlı kölesi Șükran, hep birlikte yaptılar. Hazret-i Ali, Medineli Ensâr adına da Evs İbn-i Havlî’yi içeri alarak odanın kapısını kapattırdı. Gasil ișini bizzat Hz. Ali (r.a.) yaptı, diğerleri de çevirme ve su tașıma gibi yardımda bulundu.
Rasûlüllah’ın vefâtı, birtakım soruları da beraberinde getirdi. Șöyle ki :
- Rasûlüllah nereye gömülecek, Mekke’ye mi ? Medine’ye mi ?
- Kabrini Mekkeli mi açacak, Medineli mi ?
- Cesedi nasıl yıkanacak ? Elbiseleri çıkarılarak mı, elbiselerinin üzerinden mi ?
Bütün bu sorular arasında, « Peygamberlerin son nefeslerini verdikleri yerde toprağa verildiklerine dair Hazret-i Ebû Bekir Rasûlüllah (s.a.s.)in ağzından bir hadis duyduğunu bildirdi ve bu husus halledilmiș oldu.. Biri Mekkeli diğeri Medineli olmak üzere iki mezar kazıcısı çağırıldı. Bunlardan hangisi önce gelirse onun mezarı kazması kararlaștırıldı. İlk gelen Medineli olduğu için mezarı o kazdı. Elbiselerinin çıkarılmamasına karar verildi. Neticede kaftanı ve izârı soyuldu, gömleği çıkarılmayarak onun üzerinden oğulmak sûretiyle gasledildi . Gasil iși Es’ad İbn-i Zirâre (r.a.) tarafından kendilerine hediye edilmiș olan bir sedir üzerinde yapıldı . Nâșı da bu sedir üzerine konularak cenâze namazı kılındı.
Peygamberimiz (s.a.s.) e toplu halde cenaze namazı kılınmadı. Hazret-i Âișe’nin odası küçük olduğu için cenâze namazı küçük cemaatler hâlinde veya tek olarak kılındı.Cenâze namazının kılınması salıyı çarșambaya bağlayan gece yarısına kadar devam etti. Ancak gece yarısı mübarek vücutları defnedilebildi. (devam edecek)
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Sayın İsmet Bey, öncelikle değerli yazılarınızdan dolayı size teşekkür ediyorum. Bende bir süredir, İslamda ilk ayrılıkları anlatan ve bunu ilk halifelerin seçim yöntemine bağlayan bir eseri tanıtmayı planlıyordum. Sizin yazınızı görünce, hemen okudum, seçim sürecini anlatan yazınızı da bekliyorum. Bu arada bende kendi yazımı tamamlayacağım ve böylece-sizin giriş niteliğindeki iki yazınızdan anladığım kadarıyla- bu olaya iki farklı pencereden bakan yazılar ortaya çıkacak. Tez ve antitezlerin adil bir muhakeme sonucunda insanları doğru bir senteze ulaştırması dileğiyle. ( 29-03-2012 / 22:35:09 )

Ersin Acar

Kıymetli Ağabeyim İsmet Bey;köşenizdeki yazılarını takip ediyorum.Hem selamlaşmak hemde birkaç kelamla duygularına katıldığımı ifade etmek amacıyla birşeyler ilave etmek istedim.Müsadenle.
Manevi degerlerle yönlendirilip eğitilmemiş hırslar,kendi başlarına kaldığı zaman''insan insanın kurdu''olmaktadır.İşkence,sömürü,haksızlık,başkalarına eziyet etmekten zevk alma,mazluma aldırmadan zulme baş vurma gibi utanç verici durumlar da insan oğlunun birer eseri degil mi?
Amelin kabulünde iki önemli esas olduğunu biliyoruz.
Birincisi:Yapılan işin zahirinin sünnete uygun olması ile.
İkincisi:Yapılan işin iç yüzü itibariyle sadece Allah rızasının gözetilerek yapılmış olması gerekir.
Öyleyse yol üzere olmak için okumalıdır.
Sehl b.Abdullah-ı Tüsteri(k.s):''En güzel makam,kötü bir huyu iyi bir huya dönüştürmektir.''
Allah cümlemizden razı olsun.Sağlıklar dileyerek hoşca kalın diyorum. ( 29-03-2012 / 17:56:43 )

Dede Cihan
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları