Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
“BATILI” DEĞİL, “ÇAĞDAŞ” TÜRKİYE
Köşe Yazısı Tarihi : 04-09-2012       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

Son  yıllarda yaşanan gelişmeleri şöyle bir gözden geçirdiğimizde  birçok konularda sürekli erozyona maruz kaldığımızı esefle görüyoruz. Bu tür gelişmeler 1990’lı yıllarda hızlandı, herkes Avrupa Birliği hummasına tutuldu. Avrupa’dan sömürge valisi tavırlarıyla gelip  yalnızca Güneydoğu bölgelerine giden ve elini kolunu sallaya sallaya gezen, akla gelmeyen hin oğlu hinlikler yapan  Avrupalı politikacılar, sınır illerinden eksik olmayan yabancı ülke elçileri olağan işlerden sayılmaya başladı. Yine aynı dönemde “Avrupa” nın kriterlerine uyum sağlamak için ders kitaplarımız, dışardan gönderilen Türklük karşıtı  “uzman”ların  süzgecinden geçti, Türk bilim adamlarının feryatlarına rağmen  “AB” kriterlerine uydurma bahanesiyle milli ve manevi motiflerden ustaca arındırıldı. Yani geleceğimizi şekillendirecek adımlar  atılmış oldu.

Belki de birçok kişi Avrupa Birliği’nin Batı ahlâk ve yaşayışına göre  şekillendirilmiş olan ölçülerini  olduğu gibi benimseyince birden süper devlet olacağımız hayaliyle yaşıyor. Halbuki bu basit bir süreç değil. Ortada eğitim ve bilim yoluyla kendi ölçü ve değerlerimize göre gelişmeyi hedefleyen bir program ve bu konudaki inisiyatifi elinde tutan, geçmişten ders alan bir otorite yok. Tanzimatı, Islahat Fermanı’nı kimse aklına getirmiyor. Atatürk dönemindeki çabalar  hariç, bugüne kadar hayatımıza , kendi değer ölçülerini geliştirme çabası yerine hep hazır modeller, hep başkalarının telkin ve dayatmaları, hatta yönlendirmeleri yön verdi. “Biz” olarak yaşayamadık.  Kendi geçmişimize bakarak yeni değerler geliştiremedik. Çünkü, önce böyle sıkı bir hayat işimize gelmedi. İkincisi, böyle bir modeli üretecek yiğit çıkmadı. Yeltenenlere de söz hakkı verilmedi. Üçüncüsü, hiçbir iktidar böyle bir şeyi istemedi.

Onun için hep dışardan aktarılmış modeller önerildi , bunlardan medet umuldu. Nasıl olsa bir alışkınlığımız vardı.  Ama onlar da tutmadı. Yine bildiğimizi okuduk. Sopayı görünce hazırola geçtik, serbest kalınca özgürlük nutukları attık, bağırdık, çağırdık, astık kestik..

Avrupa ile birlikte yaşamaya, işbirliği yapmaya,  onların tecrübelerinden yararlanmaya mecburuz. Ama  siyasi, sosyal ve kültürel alana gelince, Avrupa kimseye ihya edecek bir çözüm önermez. Önerdiği model, o ülkenin modelini çözme ve kimliğinden, kişiliğinden uzaklaştırma amacı taşır. Bu bugün değil, geçmişte de böyleydi. 1937 yılında Milletler Cemiyeti’nde  İskenderun Sancağı için hazırlanan Statü buna en güzel örnektir. Ülke halklara bölünmeli, parça parça olmalı, çoğunluk kimsede olmamalı, erk olmamalı, her türlü dış müdaheleye açık olmalı, rengi, şekli olmayan kimliksiz ve kişiliksiz bir model olmalıydı... Ama hesapları tutmadı.  Atatürk , kişiliksiz bir yapı öneren bu statüyü çözüm için bir başlangıç kabul etti  ve  o temeller üzerine kurulan Hatay  Devleti onun çizdiği esaslara göre ,  “Türk modeli” diye bileceğimiz  kimlikli ve kişilikli bir devlet olarak şekillendi.

Türkiye bugün de bu iradeye ve güce sahiptir. Ama onu kurtaracak olan, bir Hristiyan Kulübü olduğu açık açık söylenen, Türkiye karşıtlığını açıkça ifade etmekten kaçınmayan ve sürekli kendi kriterlerini empoze eden Avrupa Birliği değil, kendi içinde sağlayacağı birlik ve bu birlikten doğan güç olacaktır. Kendimiz hakkında biraz dürüst olursak bunu  herkesin kabul etmemesi için bir sebep yoktur.  Kendine güvenen, çalışan, üreten,  kalkınma çabalarında eğitim ve bilimi esas alan  ve barışı bozmaya yeltenenlere fırsat vermeyen  bir Türkiye  bölgesi için de bir güven kaynağı olacaktır.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları