Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
“İLKÖĞRETİM OKULU”NDAN“İLKOKUL”A DÖNÜŞ
Köşe Yazısı Tarihi : 20-09-2012       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )
Yeni bir öğretim yılı daha başladı. Bu yıl eğitim etkinliklerinde 800 bin öğretmen, 17 milyon öğrenci yer alacak. Bu sayı bir ülke nüfusuna denktir ve önemsenmesi gerekir. Bu nedenle ben de birşeyler söylemek istedim. Bu konuda ilk yazımı 40 yıl önce ilkokulların“İlköğretim Okulu”na dönüştürülmesi gündeme geldiğinde yazmıştım. O düşüncenin uygulaması yazıdan 26 yıl sonra “pat” diye başladı ve 14 yıl uygulandıktan sonra sistem yine “pat” diye değişti. Bu defa da ilkokula ve hem de farklı bir şekilde dönüş yaşandı. Bu sebepten bir yazı daha yazmak istedim. Ama sistem hakkında değil, bazı ayrıntılar hakkında.
Toplumlar eğitim-öğretim görevini öğretmenlere vermiştir. Ama hem zor, hem de çok yorucudur bu iş. Çünkü öğretmen, daha okullar açılmadan ve açıldıktan sonra da her gün, okutacağı konuların tümünü gözden geçirmek, sınıfın seviyesine göre kullanacağı kaynakları, oynatacağı oyunları, kazandıracağı becerileri, öğrencilerle yapacağı inceleme gezilerini, öğreteceği şarkıları belirlemek ve bunlar için iyi hazırlanmak zorundadır. Ama görüldüğü kadarıyla günümüzde internetten ve dergilerden yararlanan öğretmenler bu kaynakları yeterli görmekte, dolayısıyla yerel özellikler ve öğrencilerin kişisel gereksinimleri arada kaynamaktadır. Herhalde “globalleşme” kavramı bu farklılıkların da ortadan kalktığı şeklinde algılanıyor ve bu inceliklerin üzeri kayıtsızlık ve kaygısızlık örtüsüyle örtülerek kamufle ediliyor. Bu konu düşünülmeye ve dikkatle izlenmeye değer.
Hayatın temeli ilkokuldur. Bu yüzden insan hayatında ilkokul öğretmeninin çok önemli bir yeri vardır. Çoğu çocuğun hayata bakışını ve çalışmalarındaki başarıyı tayin eden en önemli etmen ilkokul öğretmenidir. Burada bir boşluk varsa bunu ortaokul öğretmenlerinden biri tamamlar, sonrası daha çok çevreden seçilecek modellere bağlı kalır. Ama ilkokul yıllarının etkisi hiç silinmez. Bu bakımdan ilkokul öğretmenlerinin davranışları ve başarısı, okuttukları çocukların geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. Sevgi, saygı, temizlik, nezaket ve toplumun benimsemiş olduğu yaşama ve görgü kurallarına uyma okulda kurumlaşır. Geleneklere, göreneklere, müziğimize, sanatlarımıza, sanatkârlarımıza, tarihimize karşı ilgi ve sevgi yanında tüm insanlık değerleri de okulda aşılanır, pekiştirilir. Bunda ilk model öğretmen olacağından, öğretmen her davranışına ve sözüne özen göstermek, her gün yeni adımlar atmak zorundadır. Benimsenmeyen, hoş karşılanmayan ve öğrencinin yapmaması istenen davranıştan öğretmen de kaçınmalıdır. Buna katlanmak belki zordur, ama mesleğin özü, esası budur. Yengeç Kitabı da bunu anlatmaya çalışır.
Bu yıl çocukların okula başlama yaşı üzerinde bir ayarlama yapıldı. Önceleri 6,5-7 yaş olan sınır 6-6,5 yaş olarak belirlendi ve kıyametler koptu. Kıyametleri koparanlar sanki okulda kendileri okuyacaklarmış gibi tepki gösterdiler. Ne Bakanlık buna bilimsel açıklamalar getirdi, ne velîler (hattâ kıyametleri koparan siyasetçilerve köşe yazarları) konu üzerinde kafa yordular. Bakanlık, her zaman olduğu gibi, “ben böyle münasip gördüm, kuzu kuzu uyacaksınız” dedi. Veliler ise, nedense, kendileri cep telefonunu bile doğru dürüst kullanamazken, okulda başarılı olamayacağından korktukları çocuklarının evde 2-3 yaşından beri bilgisayarla, bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir olduğunu, internete girip dünyada cirit attığını, sosyal paylaşım sitelerine rahatlıkla girip arama motorlarıyla her yere ulaştıklarını unutuveriyorlar. Yani bu çocuklar aciz değil, aptal değil. İyi bir öğretmenin elinde o yaştaki çocuk da fevkalade başarılı olabilir. Olamayacağını söylemek, insan beyninin özelliklerini inkâr etmektir. Öğretim yılı başında 1. sınıfa üç ay gibi zorunlu bir uyum süresi konması da gereksizdir. Ne yapacaksınız o üç ayda? Cıvıl cıvıl çocukları nasıl zaptedeceksiniz hiç bir ufuk açmadan, zengin ve dolgun faaliyetler yelpazesi sunmadan? Sanıyorum Bakanlık bunu ya hesaplamadı, ya da hesaplamışsa yeterince anlatamadı. Dileriz bu yüzden ilerdeki haftalarda bir öğretmen- velî sürtüşmesi yaşanmaz. Yaşanırsa olan yine öğretmene olur.
İlkokulda yabancı dil öğretimi konusunda daha önce de yazdık, fikir belirttik. Çocuklarımız elbette yabancı dil öğrenecek. Ama bunun ilkokulun ilk sınıflarına indirilmesi kültürel ve teknik hatâdır. Bu yapılırken, bazı bölgelerimizde Türkçe öğretiminde problemler yaşandığı da dikkate alınmamıştır. Diğer yandan, henüz dilinin ana kurallarını kavramamış, söz dağarcığını oluşturmamış çocukların yabancı bir dilin sözcük ve kavramlarıyla, mantığıyla haşır neşir hale gelmesi doğru değildir. Çünkü dil, kültürün en önemli taşıyıcısıdır. Sık sık söylendiği gibi, dilini kaybeden ilini de kaybeder. Bundan hareketle diyoruz ki, izlenen dil politikası, okullarımızda Türkçenin mantığının inşası açısından sakıncalıdır. Bu konuda belki de Bakanlık buna girişirken, ailelerin daha iyi ve çocuğu yükseklere taşıyacak bir eğitim sistemi arzusundan yararlanmak istedi. Ama böyle bir eğilim dikkate alınırken, mevcut şartlarla ve Milli Eğitim sisteminin hedefleriyle uyumluluğu da gözönünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak, öğretmenlik zor meslektir. Öğretmenliğin “sanat” yönünü herkes başaramaz. Ama ana-babalar okulla, öğretmenle işbirliği yaparsa, yük hafifler, yaşanan zorluklar azalır veeğitim zevkli bir süreç haline gelir. Böylece, çocuklar dünyayı ve yaşanan hızlı değişimleri daha kolay anlar, millî ve manevî değerlerimizle donanarak, çağın gerektirdiği nitelikleri kazanmış, demokrasiye inanmış, çalışkan ve erdemli birer vatandaş olarak yetişir. Bu mucizeyi yaratacak olan kişiler öğretmenlerdir ve başta da söylediğim gibi öğretmenlik çok zor ve yorucu bir iştir. Onların bu zorlukları aşarak başarılı olacaklarına inanıyor, yeni öğretim yılında kendilerine başarılar diliyorum. 17.09.2012
Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları