Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
SURİYE OLAYI ÜZERİNE GÖRÜŞLER-9
Köşe Yazısı Tarihi : 05-10-2012       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

SURİYE OLAYI ÜZERİNE GÖRÜŞLER-9


Mehmet TEKİN


 Bu tanımlama takdir ve iyi niyetin değil, sanki Türkiye’nin önünü kesme arzularının bir ifadesi gibidir. Çünkü “Yeni Osmanlı” şemsiyesi altında Türkiye’ye atfedilen bazı özellikler hem Ortadoğu’yu, hem de komşu ülkeleri tedirgin edecek, ilişkileri zedeleyecek motifler içermektedir.4 Türkiye de, Arap ülkeleri de eski Osmanlı topraklarıdır ve tüm bu ülkeler ortak bir tarih paydasına, sosyal ve kültürel bağlara sahiptir. Ama bugün sadece Türkiye Cumhuriyeti  Osmanlı’nın devamı olarak görülmektedir. Şu kabul edilmelidir ki, Osmanlı’nın mirasını devralan Türkiye Cumhuriyeti hiç bir zaman bir imparatorluk özlemine kapılmamış, komşularıyla barış içinde olmayı ve onların bağımsızlığına saygı göstermeyi ilke  edinmiştir.


Bu nedenle politikacıların, devlet adamlarının beyanlarına özen göstererek bu tür haksız yakıştırmalara fırsat vermemesi beklenir.


Öyle görünüyor ki, yapılması gereken şey, Suriye’nin sert tutumdan ve tahrik edici beyanlardan kaçınarak beklenen adımları atması, hem Türkiye, hem Suriye yöneticilerinin sağduyulu davranarak olumsuz gelişmelere yol açacak tutum ve beyanlardan kaçınmalarıdır. Dökme su ile değirmen dönmez. Suriye’yi ne Rusya, ne İran kurtarabilir. Her ülkenin çözümü kendisine ve komşularıyla iyi geçinmesine bağlıdır. Türkiye bunu ifade etmek için yeni politikasını “Komşularla sıfır sorun” esası üzerine kurmuştur. Belki de “bu mümkün müdür?” diye sorulabilir.Komşularla sıfır sorun formülünü “Yurtta sulh, Cihanda sulh” ilkesinin günümüz dünyasına uyarlanmış ve etkinleştirilmiş dinamik bir tanımı olarak düşündüğümüzde, dış politikada milli çıkarların ve ikili ilişkilerde karşılıklılık (mukabele-i bil misil) gerekliliğinin hiçbir zaman gözardı edilmemesi, komşuluk ilişkilerinin de bu denge içinde sürdürülmesi gerekliliğini kaçınılmaz bir zaruret  olur.. Bu gereklilik, dış politikada etik değerleri daima ön planda tutan ve zorunlu kaldığında kontrollu gerginlik siyasetine başvuran Türkiye’nin kayıtsız şartsız, dostça el uzattığı bütün komşuları için geçerlidir.


2000’li yıllarda Türkiye’nin Suriye ile kültürel, ticari ve sanayi ilişkilerinin geliştiği dönemde iki tarafın da büyük kazançlar sağladığı bir gerçektir. Suriye ile Türkiye arasında 2000 yılı sonrası dönemde ticaret, sanayi ve turizm ilişkilerindeki artışa paralel olarak vize de kalkmış ve bu uygulama çok da yararlı olmuştu. Ama bu dönemde iyi ilişkilere, Türkiye’nin bütün iyi niyetli çaba ve ısrarlarına rağmen Suriye, 2008’de Lübnan’la imzaladığı sınır belirleme anlaşmasının bir benzerini Hatay sınırı için Türkiye ile imzalamaktan, ya da bir dostluk ifadesi olmak üzere resmi bir beyanda bulunmaktan ve buna ilişkin bir belgeye imza atmaktan kaçındı. Bu konunun her açılışında Suriye yetkililerinin muğlak ve bir anlam ifade etmeyen beyanlarda bulunarak geçiştirmeyi tercih etmesini, Türkiye hep ihtiyat kaydıyla ve samimiyetten uzak bir tutum olarak değerlendirdi.5 Suriye’nin bu tutumunu değiştirdiğini gösteren adım hiç atılmadı.


4 Bu konuda 1990’lı yıllarda tecrübesiz, sözünün nereye varacağını kestiremeyen basiret yoksunu ve devlet yönetiminde görev aldıkları halde devlet adamlığı vasfını kazanamamış bazı politikacıların sorumsuz ve gelişigüzel beyanlarının Türkiye’ye Kafkaslarda ve Türk Cumhuriyetlerinde ne sıkıntılar yaşattığı, nerelerde önünün kesildiği hatırlanmalıdır. (Bunun örnekleri günümüzde de mevcuttur.). Nakledildiğine göre, bu hataların bir sonucu olarak bugün Azeri ordusunu bile İsrail silahlandırmakta, subaylarını İsrailli subaylar eğitmektedir. Aynı hatanın Arap ülkeleri konusunda da işlenmesi, başka ülkelerin etkisiyle Suriye ve diğer konularda ön plana çıkılarak nüfuz gösterisinde bulunulması Türkiye’yi yukarıdakine benzer sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. Nitekim basında yer alan haberlere bakıldığında, Arap ülkelerinde Türkiye hakkında “Neo Osmanlıcılık yaptığı”, “Ortadoğu liderliğine soyunduğu” ve “Arap ülkelerine  model empoze etmeye çalıştığı” şeklinde yanlış kanaatlerin ve tepkilerin geliştiği görülmektedir. Konuyla ilgili bir değerlendirme için bkz: M.Şükrü Hanioğlu, “Dış siyasette yeni Osmanlılık mı?”, Sabah, 11.9.2011


5 Suriye 23.6.1939’da imzalanan anlaşma ile Türkiye’ye katılan Hatay’ın, aynı zamanda Türkiye-Suriye sınırını oluşturan  sınırlarını  tanımadığını göstermek için haritalarında Hatay’ı Suriye içinde göstermiş ve sınıra ilişkin çalışmalara izin vermediği gibi, katkıda bulunmaktan, sınırlarla ilgili olarak Türkiye ile görüşmeler yapmaktan, bir belgeye imza atmaktan, hatta  kırılıp sökülen sınır taşlarının yenilenmesinden dahi  ısrarla kaçınmıştır. Son dönemde Hatay sınırı hakkındaki cevaplarda kullanılan muğlak ifadeler de, “ne şiş yansın, ne kebap” türünden, önceki ideolojik saplantıların bir devamı mahiyetinde ve samimiyetten uzak ifadeler olup, ülkedeki fanatik partizanlara bir selam mahiyetindedir. Yani kısacası, “boşuna çene yormayın, değişen bir şey yok” denmek istenmektedir. Aslında Türkiye-Suriye sınırları uluslararası hukuk ve Devletler Hukuku bakımından resmi ve tartışılamaz sınırlardır ve Suriye’nin onayına ya da kabulüne bağlı değildir. Türkiye’nin beklediği, sadece bir samimiyet ve bu samimiyetin tescilidir.


Devam edecek

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları