Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
SOMA FACİASI, GÖKÇEADA DEPREMİ VE BAYRAK
Köşe Yazısı Tarihi : 11-06-2014       
Mehmet Tekin
guneydekultur@hotmail.com

( Dinar Yazıları )

SOMA FACİASI, GÖKÇEADA DEPREMİ VE BAYRAK

Sağlıkla ilgili sıkıntılarımızdan dolayı uzun zamandır yazı yazamadım.  Bu süre içinde önemli olaylar oldu. Bu yazıda bu olaylara kısaca değinmenin uygun olacağını düşündüm. Önce Soma faciasına değinmeye niyetlenip aldığım uzun notları şöyle bir sıraladım ve uzun bir yazı ortaya çıktı. Ama bu konu çok tartışıldığı için ondan vazgeçerek konuya kısa notlar halinde değinmenin daha uygun olacağını düşündüm.

SOMA FACİASI

Soma’da linyit kömürü ocaklarında 301 işçimiz hayatını kaybetti. Bunun en büyük sebebi ihmal ve ihmallere göz yumulmasıdır.19. yüzyıl kapitalizminin yaklaşımıyla işleyen  ve bu işleyişe göz yumulan bir kurumda ne insanın, ne emeğin değeri olur. Sonuç ortada… Bu devirde geri kalmış ülkelerde bile olmayan ve olduğunda hazmedilemeyen bu  çapta bir facia, bizde göre göre gelmiş ve kuzu kuzu katlanılan bir felaket olmuştur. Üzerinde çok konuşulmasına, kampanyalar açılmasına, insancıl yaklaşımlara, hatta, istismar çalışmalarına rağmen bu acı olay her zaman olduğu gibi gündemden çabuk düştü, neredeyse unutuldu gitti, olan ölenlere oldu.  Allah beterinden korusun ve inşallah bu son ders olsun. Bu emek şehitlerine Allah’tan rahmet, aziz milletimize ve şehitlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.

GÖKÇEADA DEPREMİNİN HATIRLATTIKLARI

Soma faciasından sonra bir de deprem yaşadık: Gökçeada depremi. Depremin en şiddetli hissedildiği yer Tepeköy idi. Bu vesileyle Gökçeada’da 45-46 yıl önce yaşadığımız bir  depremi hatırladım ve nedense kaynaklarda rastlamadığımız (belki başka bir yerin depremiydi, ama çok şiddetliydi) bu depremle ilgili hatıramızı aktarmak istedim.

Gökçeada’nın “Tepeköy” adlı köyü sipsivri bir dağın zirveye yakın ve adaya bakan yamacındadır. Deniz seviyesinden yüksekliği -yanlış hatırlamıyorsam- 500 metreye yakındır.  Köyde 9 arkadaşımla birlikte staj yapıyoruz (1967 sonları veya 1968 başları olabilir). Lojmanlarda kalıyoruz. Bir gece geç vakit yattık. Uyku arasında karabasan basmış gibi korkulu bir rüya ve sarsıntılarla uyandım. Ranzalar bir sağa devriliyor, bir sola. Neredeyse yataktan düşeceğiz. Hatırladığım kadarıyla bu sarsıntı uyandıktan sonra da 10 saniye kadar devam etti ve nihayet durdu. Kimse uyanmamıştı. Köy tarafından uğultu halinde insan feryatları ve hayvan sesleri geliyordu.

İlk olarak ranzanın üstünde yatan, uykusunun ağırlığıyla bilinen ve uyumadan önce en son konuştuğum arkadaşım Nadir Özsoy’u uzun uğraşmalar sonucunda  itina ile uyandırdım. “Ne var?” dedi. “Bir şey söyleyeceğim, ama telaşlanma, sakin sakin yataktan in, tamam mı?” dedim. “Tamam. Ne oldu?” dedi.  Daha ben “deprem oldu” der demez “Neee!” diyerek kendini pat diye aşağı attı. Neyse ki bir yerine bir şey olmadı. Sakinleştikten sonra  odadaki diğer iki arkadaşı da uyandırdık ve köye gittik. İnsanlar telaş içinde koşuşuyor, hayvanlar bağrışmaya devam ediyordu. Köy kahvesi açıldı, oraya gelenlerle görüştük. Muhtar da geldi, köyde can kaybı olmadığını, bir evin duvarının yıkıldığını, başka hasar olmadığını söyledi. Bir saat kadar oturduktan sonra ahali dağıldı, biz de lojmana gidip yattık.

Son deprem dolayısıyla  o anları tekrar yaşamış, bu hatırayı bir defa daha  kafamda canlandırmış oldum.

 BAYRAĞIN İNDİRİLDİĞİNİ DE Mİ GÖRECEKTİK!??

Son konu, Diyarbakır’da, hem de  bir askeri birliğin içinde bulunan gönderdeki bayrağın  hain ve kırılası eller tarafından indirilmesidir (9 Haziran 2014). Gözü dönmüş göstericiler -nasıl cesaret edip yaklaşabiliyorlarsa-  askeri birliğe  yaklaşıyor, şuursuz ve çıldırmış bir gösterici pervasızca tel örgüleri aşıp içeri giriyor, direğe tırmanıyor ve bayrağı söküp aşağı atıyor.

Bu zilleti bütün millet  ekranlarda seyretti, ezildi, kahroldu. Cumhuriyet tarihimizde hiç emsaline hiç rastlanmayan bu zillet karşısında Çanakkale şehitlerinin, Dumlupınar şehitlerinin kemikleri sızladı. Dumlupınar anıtı utandı, şehidin kopuk eli tuttuğu bayrağa daha bir aşkla ve daha sıkı sarıldı. Ama bayrağa saldıranların yüzü bile kızarmadı. Siyasiler “mutad olduğu veçhile” yine kınama açıklamaları yaptılar.

Bu alçaklığı sağduyu sahibi hiçbir Kürt vatandaşımızın onaylamayacağını, asaletine yakıştıramayacağını  herkes kabul eder. Ama  her şeye rağmen bu hareket maalesef gerçekleşti.

Bu konuda söylenecek çok şey var, ama o kadar çok konuşan var ki, tabir yerindeyse “ at izi it izine karıştı“. Doğuda ve Güneydoğu’da Türkçenin, Türk adının, Türk andının kaldırılması, Türk büyüklerinin adlarının silinmesi, yer adlarının değiştirilmesi, devlet güçlerine saldırılması, ana yolların kesilmesi gibi girişimler, pervasız beyanlar üzerine nedense hiç konuşulmadı, konuşulmuyor. “Çözüm”, barış,” adı altında Cumhuriyet tarihinde emsaline hiç rastlanmayan ve sürekli tavizle sürdürülen teslimiyetçi pazarlıklar halkın kafasında  her gün yeni soru işaretleri yaratıyor, endişeleri arttırıyor.

Her şeye rağmen, yine de kendimi boşuna endişelendiğime inandırmaya çalışıyorum. “Belki bu da “hikmet-i hükümettendir” diyerek, bu durumların çağrıştırdığı, 50 yıl önce dinlediğim bir fıkrayı “teşbihte hata olmaz” diyerek sizlere aktarıyor, yorumu yine sizlere bırakıyorum:

Bir gün bir karı-koca sohbet ederken  tartışma çıkar, ortam gerginleşir. Sinirlenen kadın kocasına “bana bak herif, asabımı bozma, senin sakalının bambılına sıçarım!” diye çıkışır. Adam kavga çıkmasın diye sesini keser. Aradan zaman geçer. Bir gün yine tatlı tatlı sohbet ederlerken adam cesarete gelir ve  karısına sorar:

“Yahu hanım, filan zaman sen bana sakalının bambılına sıçarım “ dediydin ya, o günden beri aklıma takıldı: Bu sakalın bambılı neresi  Allah aşkına?”

Kadın gayet sakin, parmağını çenesine götürüp, alt dudağının hemen altındaki çukur yere koyar ve  “işte burası” der. Bunun üzerine adam hayret dolu bir sesle,

“Yahu” der, “az kalmış,  ağzıma edecekmişsin…”

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları

Sayın üstadım bu sayfada yazına bir yorum yazmak için bilgisayarımın başına geçmedim.Çünkü acı çeken bilir başınıza gelen olayı duyunca çok üzüldüm.Gençlerin ölümü bizleri derecesiz üzüyor. Kızınız, kardeşimizin kaybı onu ve seni sevenleri çok üzdü.Allah taksiratını affetsiz.Ankarada defnetmişsiniz.Kabri cennet olsun hepinizin başı sağolsun ( 03-07-2014 / 13:41:39 )

Ayhan Kalkan
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları