Dinar Haberleri Websitesine Hoşgeldiniz.
CENAZE  İLE  İLGİLİ  BİLMEMİZ  GEREKENLER
Köşe Yazısı Tarihi : 02-11-2016       
İsmet Mere
ismet.mere@mynet.com

( Manevi Penceremiz )

CENAZE  İLE  İLGİLİ  BİLMEMİZ  GEREKENLER.

Ölüm bir gerçektir. Başlangıcı olan her şeyin mutlaka bir sonu vardır. « Dünya iki kapılı bir han » gibidir. Doğum ile bir kapıdan girilir, ölüm ile de diğer kapıdan çıkılır.  Bâkî olan sadece Allah’tır.

İslâm inancına göre ölüm bir son değil, aksine sonsuz bir hayatın da başlangıcıdır. İnsan doğduğunda doğumdan kalan kalıntıları temizlemek için yıkanır, öldükten sonra da dünya hayatından kalan manevî kirlerin temizlenip yeni başladığı hayata temiz olarak başlaması için yıkanır. İnsanın  dirisi gibi ölüsüne de hürmet edilir. Bundan dolayı yakınları tarafından son görev olarak yıkanır, kefenlenir, namazı kılınıp mahşere kadar kalacağı kabre defnedilir.

İşte bizler de ölen yakınlarımıza karşı son görev olarak neler yapmamız gerektiğini iyi bilirsek herhangi bir ölüm olayıyla karşılaştığımızda paniklemeden, soğuk kanlılıkla yapmamız gerekenleri yerine getiririz. Bu durum herkesin başına gelebilecek bir olaydır.

Ölü için yaptığımız işlemlere teçhiz ve tekfin” işlemleri denir.

Ölen kişiye (meyyit) denir (çoğulu mevtâ’dır), ölü için genel olarak yapılan hazırlıklara (teçhiz), ölünün yıkanmasına (ğasil), kefenlenmesine de (tekfin) denir. Tabuta konulup musallâya yani namazının kılınacağı yere ve namazdan sonra kabristana taşınmasına (teşyî),  kabre konulmasına da (defin) denir. Ölmek üzere olan yani sekârette olan kimsenin yanında kelime-i tevhid ve kelime-i şehâdet okumaya (telkin) denildiği gibi, definden sonra imamın geriye kalarak mezarın başında okuduğu ve sorulması muhtemel soruları ve cevapları ölüye hatırlatma konuşmasına da yine (telkin) denilir. Ölünün yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunmaya ise (tâziye) denir ki teselli etmek anlamındadır.

Ölen bir müslüman için gerekli işlemleri yapıp kabre defnetmek müslümanlar için « farz-ı kifâye » dir. Yâni eğer bir müslüman dahi olsa bu işlemi yaparsa diğerleri sorumluluktan kurtulur. Eğer hiç kimse yapmaz ise o bölgedeki tüm müminler sorumludur. Peygamberimiz (a.s.) ; « üzkürû mevtâküm bil khayr » yani ölülerinizi hayırla anınız buyurmuştur. Cenazeyi yıkayan kimse dahil, olumsuz yönleri anlatılamaz. Ancak ölen kişi haramları çok işlemiş ve bidat ve sapıklık üzere yaşarken ölmüşse, diğer insanlara örnek olması ve sakındırılması yönünden anlatılabilir.

 

SEKÂRET HALİ

Ölmek üzere olan bir kişi, ya ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır ve ensesine de ince bir yastık konulur,veya kabre konulma şekli gibi sağ yanı üzere kıbleye doğru çevirilir. Hatırlatma bâbından yanında onun duyabileceği şekilde « Kelime-i şehadet veya kelime-i tevhid » söylenir. Ancak « sen de söyle » denmez. Bir kere söyledi mi artık tekrarına gerek yoktur.Bu işi , ölmek üzere olan kişinin sevdiği birisi yapmalı, hayatta iken kızdığı veya dargın olduğu birisi yapmamalıdır. Ölürken kişinin son sözünün şehadet kelimesi olması arzu edilir, ancak şehadet söylemeden ölen kişi imansız öldü demek değildir. Esas olan islâmın ve imanın şartlarında belirtilen esaslara inanır şekilde ölmektir. Ölmek üzere olanın yanında « Yâ sîn » veya « Ra’d » sûresini okumak tercih edilir. Öldükten sonra da gözleri kapatılır ve bir bez ile de çenesi başının üzerinden bağlanır, ağzı açık ise o da kapatılır.İki ayağı da birleştirilie ve vücudun bu şekilde soğuması sağlanır. Karnının üzerine de şişmemesi için ağırca bir metal konur.

Ölünün işlemlerini yapan kişi  « bismillâhi ve alâ milleti rasûlillâhi …(Allah'ın adıyla ve Resûlullah'ın dini üzere Ey Allahım ! bunun işini kolaylaştır ve sonrasında güçlük gösterme. Onu, cemalinle mutlu eyle. Gittiği yeri, ayrıldığı yerden daha hayırlı eyle) diyerek işlerini yapar.

Ölünün elbisesi tamamen çıkarılır, bir bez ile üzeri kapatılır, elleri yanlara uzatılır. Eller göğüs veya göbek üzerine konulmaz, bu hristiyan âdetidir. Cünüp veya hayızlılar yanında bulunmaz, yıkanıncaya kadar da aynı odada kur’an okunmaz, mümkünse  odada güzel koku bulundurulur veya parfüm kullanılabilir. Eğer bekletme zorunluğu olursa ve mümkün ise morga konulması tercih edilir. Şimdi köylerimizde bile seyyar morg bulunuyor.

Ölünün uzaktaki yakınlarına ve arkadaşlarına, son görevlerini yapabilmeleri için haber verilir.

 

YIKAMA İŞLEMİ

Müslümanlıkta cenazenin bir an önce yıkanıp kefenlenip  namazı kılındıktan sonra defnedilmesi herhangi bir zaruret yoksa müstehaptır. Kapalı bir yerde yıkanması daha iyidir.

 

Yıkama işlemi şöyle yapılır :

Sıcak su sistemi yok ise kazan veya büyük tencere ile sıcak su hazırlanır. Cenaze, teneşir denilen masa üzerine, ayakları kıbleye doğru olmak üzere sırt üstü yatırılarak göbek ile dizkapağı arası bir bez ile örtülür.

Çevresinde güzel kokulu bir tütsü veya parfüm kullanılır Yıkayacak kişi niyet ve besmele  ile işe başlar ve Ğufrâneke yâ Rahmân lâfzını işin sonuna kadar telâffuz eder.

Eline bir bez sararak örtünün altından üç defa avret mahallini temizler; Sonra abdest aldırmaya başlar: Önce yüzüne su dökerek yıkar, ağzını, burnunu,göbek çukurunu su dökerek oğuşturur. Önce sağ elini ve kolunu, sonra da sol elini ve kolunu dirseğe kadar yıkar. Başını mesheder ve ayaklarını da yıkar. Namazın ne olduğunu bilmeyecek kadar küçük çocuklara abdest verdirilmesi gerekmez. Abdesti tamamladıktan sonra su dökülerek ve sabun da kullanılarak bir lif yardımıyla bütün vücut özenle yıkanarak temizlenir. Önce sol tarafına doğru çevirilerek sağ ve arka tarafı, sonra da sağ tarafına çevirilerek sol ve arka tarafı yıkanır. Bu işlem üç kere yapılır. Sonra da sol elle karnına bastırılarak sağ elle de sırtından hafifçe kaldırılıp yardımcının da katılmasıyla karın ovulur, herhengi bir şey çıkarsa temizlenir ama bir şey çıksa bile yeniden abdest gerekmez. Sonra da temiz bir havlu ile kurulanır. Saçları-sakalı taranmaz, tırnakları kesilmez. Eğer vücut kokuşup dağılmak üzere ise sadece su dökülür, abdest verilmez.  Ölu doğan bir çocuk yıkanır fakat namazı kılınmaz. Cenaze kefenlenirken pamuk kullanılmaz, başa, sakala, burun, eller ve ayaklara kâfur veya güzel kokulu bir şey konulabilir.

Cenazeyi ona en yakın olan birisi veya halkın güvenini sağlamış müttakî birisi yıkar. Yıkamadan dolayı para alınmaması efdaldir çünkü bu dînî bir görevdir. Ancak bir yerde birden fazla yıkayıcılar bulunursa ücret alınabilir.

Erkek ölüyü erkek, kadın ölüyü de kadın yıkar. Kadının ölen kocasını yıkaması caizdir. Eimme-i selâseye göre  erkeğin de karısını yıkamasında bir sakınca yoktur. Yıkayan kişi abdestli olmalıdır. Ölen bir müslümanın sadece müslüman olmayan akrabaları bulunsa o müsluman gayr-i müslimlere verilmez. Onun defin işlemleri müslümanların sorumluluğundadır.

Eğer zaruret varsa,henüz büluğ çağına erişmemiş bir erkek çocuğunu kadın, kız çocuğunu da erkek yıkayabilir.

Diri olarak doğduğu bilinen bir çocuk yıkanıp namazı kılınır Ölü doğan bir çocuğun yıkanması gerekmez, namazı kılınmaz, bir beze sarılarak defnedilir.

Başı ile beraber vücudunun çoğu bulunan bir müslüman yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır, ancak vücudun yarıdan fazlası bulunmaz ise yıkanmaz,kefenlenmez ve namazı da kılınmaz, bir beze sarılarak gömülür.

 

KEFENLEME :

Cenazenin, bedeni örtecek şekilde kefenlenmesi farzdır. ölünün boyuna ölçülerek kesim yapılır.

Erkeğin kefeni 3 parçadan oluşur,

  1. Kamis (gömlek),  2- İzar (etek),  3- Lifafe (tüm sargı) dır.

Kadının kefeni ise erkeğinkine göre baş örtüsü ve göğüs örtüsü ilâve edilerek 5 parçadır. Bunlar sünnet olan kefen miktarıdır.

 

Kamis ; boyundan ayaklara kadar uzanır (gömlek), Bunu keserken boyundan ayaklara kadar dikine bükülerek iki katlı ölçü alınır. Büküm yerinin ortasına ise boyun genişliğinde makas ile yarım daire parça kesilir ve öne gelecek tarafı kafadan kolayca gaçecek şekilde biraz yırtılır.

İzar      ; baştan ayağa kadar uzanan bezdir (etek)

Lifafe   ; Baştan ayağa kadar olup, diğer ikisine göre biraz daha  uzunca olan bezdir, iki ucundan bağlanacaktır. Göğüs bezi ve baş örtüsü de birer bez parçasıdır. Kefene de güzel koku sürülmesi iyi olur.

 

          Kefenin yerleştirilmesi şöyle yapılır :

 

1-Olünün mezara kadar taşınacağı tabutun içine önce bir battaniye veya kilim gibi bir şey serilir, sonra da uzunlamasına lifafe  serilip iki kenar dışarıya taşırılır.

2-Onun üzerine de izar aynı şekilde serilir.

3-İzar’ın üzerine de iki kat kesmış oloduğumuz  kamis serilip üst katı başa kadar kıvırılarak delik başta kalacak şekilde kıvrık bırakılır

4-Daha sonra da ceset sırt üstü tabutun içine yatırılarak kamisin kıvırılan bölümü delikten başına geçirilerek ayağa kadar uzatılır. Sonra da izar ve lifafe cesedi saracak şekilde ayrı ayrı sarılır ve iki ucu uclardan yırtılan ip ile bağlanır. Mezara koyarken taşıma kolaylığı için de iki parça bez kefenin dışından bağlanır.

Eğer cenaze kadın ise önce kefen gömleği (lifafe) geçirilip, saçları uzun ise iki örgü yapılıp kefen gömleği üzerınden göğsü üzerine konulur, onun üzerine de baş örtüsü yüzü ile beraber örtülür, üzerine de izar sarılır, izarın üzerinden de göğüs örtüsü bağlanır. Daha sonra da lifafe sarılır. Göğörtüsü lifafeden sonra da bağlanabilir.

Kefen masrafları ölen kişinin kendi malından karşılanır ve vasiyetinden ve borçlarından önce gelir. Hanefi mezhebinde kadının masrafını kocası karşılar. Malı yok ise nafakasını karşılayan kişi öder, o da yoksa devlet kurumu yüklenir.

 

CENAZE NAMAZI :

 

Cenaze namazı farz-ı kifâyedir, abdestli olarak kılınır, tabutun arkasında kıbleye doğru saf tutulur. Niyet şöyle yapılır: “Niyet ettim Allah rızası için salâta, rasûlüllah için salâvâta, (erkek ise) meyyit için, (kadın ise) meyyite için, (çocuk ise) (kız veya erkek) çocuk için duaya, uydum hâzır olan imama diyerek niyet edilir. (Eğer cinsiyetini bilmiyorsak; üzerine imamın namaz kıldırdığı kişi diye niyet edebilir. Tekbir alınıp sübhâneke duası (vecelle senâüke de eklenerek) okunur, imamın tekbirleri içimizden tekrar edilir. İkinci tekbirde salli ve bârik duaları okunur. Üçüncü tekbirden sonra bilenler cenaze duasını, bilmeyenler ise herhangi bir duayı okuyabildiği gibi, Fâtiha sûresini duâ niyetiyle okuyabilirler. Dördüncü tekbirden sonra önce sağa, sonra da sola selâm vererek namaz tamamlanır.

Cenaze namazının rükünleri; ayakta durmak ve tekbirleri almaktır.

Yalnız bir tek erkek veya kadın bu namazı kılmış olsa farz yerine gelmiş sayılır. Cenaze sayısınca ayrı ayrı namaz kılınır. Önce getirilenin namazı önce kılınır. Bununla beraber orada bulunan cenazelerin hepsine birden de namaz kılınabilir. Cemaate sonradan katılan kimse hemen namaza başlar, eksik kalan tekbirleri de arka arkaya dua okumadan alarak cenaze musalladan kaldırılmadan selamını verir. Diğer namazları bozan hususlar cenaze namazını da bozar.

Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince bir engel yoksa, cemaat oturur. Cenaze omuzdan inmeden oturmaları mekruh olduğu gibi, cenaze yere indikten sonra ayakta durmaları dahi mekruhtur. Cenazeyi kabre en yakınları koyar.

Cenazeye İlişkin Bazı Meseleler

Bir ölü yıkanmadan kefenlenmişse veya bir yerinin yıkanması unutulmuş olsa, kabre konulup üzerine toprak atılmadığı sürece kefeni açılır, eksik kalan tamamlanır, namazı yeniden kılınır.

Cenaze bir kere kabre konup toprak atildıktan sonra artık açılamaz.

 

Anasını veya babasını kasten öldüren kimselerin ve çatışma esnasında öldürülen eşkıyanın, teröristlerin ve soyguncuların

cenaze namazı kılınmaz. Fakat mahkeme kararıyla idam edilenlerin ise  cenazeleri yıkanır ve namazları kılınır.

Cenazeyi teşyî etmek, yani arkasından mezara kadar gitmek sünnettir,

. Cenaze önce ön taraftan sağ omuza, sonra ayak tarafından sağ omuza alınır. Sonra yine ön taraftan bu defa sol omuza, sonra arka taraftan sol omuza alır. Her bir omuzlamada onar adım yürünür.

Cenazeyi takip edenlerin, cenazenin arkasından yürümeleri daha faziletli olmakla birlikte, önden yürümekte de bir kerâhet yoktur.

Cenazeyi izleyen kadın erkek herkesin usulünce namaza katılmaları uygun olur. Namaza iştirak etmeyecek olan kimselerin mümkünse namaz kılınan yerlerin uzağında bulunmaları yerinde bir davranış olur.

 Defin

Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince bir engel yoksa, cemaat oturur. Cenaze omuzdan inmeden oturmaları mekruh olduğu gibi, cenaze yere indikten sonra ayakta durmaları da mekruhtur.

Kabrin bir insan boyu kadar derin olmalıdır. Kabirlerde lahit (sapıtma) yapmak faziletlidir; kabrin içinde kıble tarafı oyulur ve ölü, yüzü kıble tarafına gelecek şekilde sağ tarafı üzere buraya konur. Lahitin önüne tahta, kerpiç veya kamış gibi şeyler konur ve böylece atılan toprak ölünün üstüne değil, bu şeylerin üstüne gelmiş olur. Bu ölüye saygının bir gereğidir. Eğer kabrin kazıldığı yer lahit (sapıtma)   yapılamayacak derecede yumuşak veya ıslak ise,tabut ile konulabilir.

bu durumda, dere gibi bir çukur kazılır, ki buna şak (yarma) denir. Gerekirse bunun iki yanı kerpiç veya tuğla gibi bir şeyle örülür. Sonra ölü bunların

Kabir temininde güçlük bulunduğu takdirde, daha önce defin yapılmış bir kabre, önceki ölünün çürüyüp sadece kemiklerinin kalacağı bir sürenin geçmesinden sonra ikinci bir cenaze defnedilebilir. Bu süre iklim, bölge ve toprak özelliklerine göre değişiklik gösterebilir. İkinci defin önceki ölünün kemikleri dikkatlice bir kenara toplandıktan sonra yapılır.

Cenaze kıble tarafından kabre indirilir, sağ yanı üzerine kıbleye döndürülür ve kefen üzerinde bağı varsa çözülür. Cenazeyi kabre koyan kişiler Bismillâhi ve alâ milleti resûlillâh (Allah'ın adıyla ve elçisinin dini üzere) derler. Cenazeyi kabre koyacak kişilerin sayısı ihtiyaca göre değişir. Kadınları kabre koyacak kimselerin ölüye akrabalık yönünden mahrem olmaları daha uygundur.

Definde bulunan kişilerin kabir üzerine üç kürek toprak atmaları

müstehaptır.

Bir kimsenin kendisi için kefen alıp hazırlaması câiz olduğu gibi, günümüzde şehirlerdeki cârî âdete göre aile mezarlığı olarak mezar yeri almak da -genel olarak müslümanlara bir sıkıntı getirmezse- câizdir.

.I) Tâziye

Tâziye, ölünün yakınlarına mümkün olduğunca teselli edici, rahatlatıcı özler söylemek ve üzüntüsünün paylaşıldığını göstermekten ibarettir.

Tâziyenin kabristanda veya ölünün kapısının önünde yapılması

mekruh görülmüştür.

Tâziye süresi, aynı yerde yaşayanlar için üç gündür. Tâziyenin üç gün içindeyapılması müstehaptır. Ölü sahipleri normal hayata daha  çabuk dönebilsinler diye, üç günden sonra tâziye yapmak mekruh kabul edilmiştir.

Yazıyla İlgili Ziyaretçi Yorumları
Bu haberle ilgili henüz hiç ziyaretçi yorumu yazılmamıştır. İlk yorumu yapmak için lütfen buraya tıklayınız...
  Ziyaretçi Yorumu
 
Bu Yazarın Diğer Yazıları